Salı, Aralık 01, 2009

Sarjımın son demleriyle yazıyorum.
Beynimin son demleriyle yazıyorum, yada öyle sanıyorum.
Bazen karşıda bi yavru köpek görürsün. Ne sevimlidir, şirin şirin havlar. "Ulan alayım da eve götüreyim. zavallı yavrucak üşümesin soğukta. hem köpek dediğin sadıktır, çok da şirinyus bişey" dersin içinde yaşayan diğer salağa.
O da "ok" der.
Alır, eve gidersin.
Köpek önce en sevdiğin ayakkabının tekini parçalar, ardından koltuğa işer. Bide kapı açık kalmıştır, bi gece ordan sıyrılır gider midesinde senin içmeye kıyamadıgın evdeki son sütle.
Karşıdan, dışardan, senin olmazken hep sevimlidir çoğu şey de.
Evine getirdiğinde, sana ait oldugunda ruhuna işer, gider.
Piç bi durum.
Ve hepinizi toplayıp meydanda yakasım var gerizekalı yavru köpekçikler!

Perşembe, Kasım 19, 2009

Kasımda dogum günü bir başkadır.
Hele 19 Kasımda bambaşkadır.
İyi ki dogdum, mutlu yıllar banaaa!

Pazartesi, Kasım 16, 2009

Tuttum nefesimi seni atmaya beynimden

"Merhaba" dedi bi ses. kafamı bile kaldırmadım aynı kelimeyi tekrarladım.
Çok mutsuzdum, çok umutsuzdum, As'ın "hadi içelim kafan dağılsın" dediği anlardaydım. Karşımda anlamsız bi Aşk, gözümün içine bakan, benim olamayacak bi Aşk'la içiyorduk. İnsanın en isteyip alamadıgı karşısına koyulup, eline shut malzemeleri verildiğinde nasıl 'kafasının dağılması' beklenebilir ki?
Ben bunları yoklarken bi ses bişeyler tekrar ediyordu. Kafamı kaldırdım. Normalde görsem kaşına gözüne vurulabileceğim ama o an sol tarafımda koluma yaslanan o bedenin silüyetini hatırlayınca sümük atmayacağım bi tip merakla bişeyler soruyordu.
"Hı?" dedim
"Bu şarkı ne hatırlatıyor da bu kadar daldın?" deyip gülümsedi.
Telefonum çalıyordu. Time is the enemy diyordu. O boktan zamanın gerçekten düşman oldugunu hatırlatan şeyleri düşünüyordum.
Baktım, sadece anlamsız bi bakış atıp kafamı çevirdim. Aradan uzun bi süre geçtikten sonra birileri bizi tanıştırmayı akıl etti. Soyismi mevzusuna nerden geldiğini anımsamıyorum ama soyismini duyunca bi tuhaf oldum. Zihnim onu "kolpa soyisimli" diye adlandırdı. Zira o soyismi benim kafamdaki isimden başkasına yakışmıyordu.
Yanımda bi ulaşamadıgım, o soyisminin sahibi bi ulaşamadıgım..
"Hangisi daha uzak suan?" diye sordum kendime, kilometre hesabı değil, his hesabı.
Cevabı bulamadım. Cevabı bulmam bişey değiştirmiyordu.
O salak gecenin sonunda o anlamlı ama çalıntı soyisimli çocuk "Yarın yemek yeriz belki?" gibi bi cümle sarfetti.
Sırf o soyismine sahip olan adama olan zaafım yüzünden "Bakarız" dedim.
O yemekte daha önce kimseye bahsetmediğim o adamdan ona bahsettim. "Soyismin.." dedim. "Suan farklı bedende aynı adı taşıyan o insanın senin yerinde oturmasını o kadar çok isterdim ki" dedim. Suratıma baktı. "Ne kadar tuhafsın" demekle yetindi.
Çocugun yüzünü bidaha görmedim.

Beynimi sarsıp duran bi kaç konuyla birlikte ilk seansa rastgele bi filme bi sinema bileti aldım. Yalnızdım. Amacım 'kafa dağıtmak'tı. Filmin başlarında bi sahne vardı. Esas oğlan esas kızla tanışıyor. İsimler söyleniyor. Oğlan ismini söylüyor..
Filmi izleyip kafasını dağıtmaya çalışan kız o soyismi duyduktan sonra kapıdan çıkıp gidiyor. Bunun bi lanet olabileceğini hatta birilerinin kafasını duvarlara sürtüp kıvılcım çıkartarak dağıtmasını istiyor.
Kimse oralı olmuyor.
Hikaye burda bitmedi.

Eve doğru sürüklenerek yürürken okuldakilerle "geçen uçakların modelini en hızlı bilmece" adı altında oynadıgımız embesil oyun aklıma geldi. İlk uçak sesinde kafamı yukarı kaldırmamla sevgili bi avukatcığın ofisinin camında asılı bana bakan isimle göz göze gelmem bir oldu.
O soyisim.
Belki de kafasının dağıtılması gereken kişi o avukat yada o tabelayı oraya asan çalışandı?
Bilemem.

Yatagıma uzanmaya başardıgımda beni uykusuzluk travmalarım karşıladı. İnternete bakayım dedim, facebooka bakayım dedim. O sağ alt köşedeki kırmızı notification ları kurcalarken o soyismi lanetinin benden uzaklaşmadıgı gerçeğini beynimin içine soktu. O soyismi taşıyan başka biri benim etiketlendiğim bir videoya yorum yapmış. Aslına bakarsan buna o kadar da tepki vermedim. News feedte görünen Eternal Sunshine of the Spotless Mind ın soundtrackini paylaşıp 2 dakika 48.saniyede gözlerimi kapattım.
Aklımda bi soyismin insanı.

O gece uyuyabildiğim 1kaç saatte rüyamda o soyisminin lanetinin peşime takılmasına sebep olan o çocuğu gördüm. Hatta bi ara uyandım, yatagın yanında sanki onu gördüm. Hatta sesini bile duyduguma yemin edebilirim. Normalde böyle şeylerden acayip tırsarım ama yine de kalkıp konuşmak, ne kadar boktan bi halde oldugumu, ne kadar zor günler geçirdiğimi anlatmak istedim. Üzerimdeki battaniyeyi kaldırmak için hamle yaptıgımda o gitmişti.
Gecenin belki de sabahın bi vakti kalkıp halime güldüm.
Sonra yan dairedeki odadan yükselen
bana bunca zaman sonra bunu hissettiren
öylesine bir rüzgar olamaz kalbime esen
diye bi şarkıyı hissede hissede tekrar uyudum.

Cumartesi, Kasım 14, 2009

Bazen istersin, senin olmaz.
Bazen senin olur, sadakatsizlik beynini siker.
Bazen sadakat, sen, o kardeş olursunuz; çevre ağzınızı kırar.
Bazen hepsi olumsuz gider, bu aşk burada biter

iyi günler sevgilim!

Çarşamba, Kasım 11, 2009

PLATONİZM

Hayatta aşık olmamanız gereken bi takım insanlar vardır.
Yakın arkadaşının sevgilisine aşık olamazsın "yelloz" olursun. Abinin en yakın arkadaşına aşık olamazsın genelde "rahmetli" olursun. Üvey babanın oğluna aşık olamazsın "ensest ilişkici pis sapık kardeşin sayılır o senin kardeşin" olursun. Kuzeninin yıllardır açılamadıgı çocuga aşık olamazsın "vay orospu vay" olursun. Eskiden ilgilendiğin biriyle tutup kanka yaptıgın 3 kişilik arkadaş grubundan birine aşık olamazsın zira "zavallı ve herkese yazıyo gibi görünen bi basitlik" olursun.


Ben sanırım o son dediğimdenim.
Bu sefer fena çıkmazdayım. Hiç bi zaman facebookta in a relationship yapamayacağım bi çocuga aşık oldum.
Bana "oysa sana çıkıyor bildiğim bütün yollaaar" diyen o lanet şarkıda gözümün içinden içime akan o dünyanın en salak ama en güzel suratına sahip olan çocuga aşık oldum.
Kalabalık bi mekandan çıkarken "birbirimizi kaybetmememiz" adına kolumdan tuttugu ve o -ardından ne büyük dualar ettiğim- kızın çarpmasının ardından kolunun elime kaydıgı ve kapıya kadar elimden tuttugu o saniyelerde kalbimin atmadıgını hissettiren o elin sahibine aşık oldum.
Dun gece moralim bozuk diye bana o embesil radyo kanalından "sıradaki tüm şarkılar Eskişehirden Jana'ya yüzünün bi nebze olsun gülmesi için gidiyor" ananonsunu yaptırmasının ardından Djin, ev arkadaşına "Kim üzdü bu kızı öyle yoksa sen mi? hohohihi" diye seslenmesinden sonra ev arkadaşına "Sen Janaya mı yazıyosun?" diye çemkiren ve daha sonra tepkisinin aşırı oldugunu farkedip durulan o çocuga aşık oldum.
"Piyasamı kapatmak" için okulun kantininde kolunu omzuma atıp "bebeğim yeaaa" diye bağıran o çocuga aşık oldum.
Aramızdaki "vıcık vıcık sevgililerle dalga geçiyoruz" muhabbeti ayağına başlayan o tiksinç aşk pıtırcığım, sevgi kelebeğim hitaplarını 2 haftadır ciddiyetle sürdürebilen o çocuga aşık oldum.
Sınıftan bi oğlanın sırt dekolteme dikilen gözlerini oymak istediğini belirten o çocuga aşık oldum.
O soğuk tavırlara sahip o çocuga aşık oldum.
Yağmur çamur dinlemeden öğle yemeğini birlikte yemek için sıçana dönmüş biçimde beni bekleyen o çocuga aşık oldum.
Okulda tesadüfsel bi şekilde hep zamanında benden hoşlanmış oğlanlarla karşılaşmamız, benim onlarda selam verdiğimde kızarmalarını yada yanımda O'nu gördüklerinde attıkları o bakışları evedekilere sinirli ve anlamsız biçimde abartıp anlatan o çocuga aşık oldum.

Birine rüyamda aşık olduysam, rüyamda bana çekici geldiyse öyle bi etkisi altına girerim ki sanki rüyada olanlar geçmişe ait bi kesitmiş gibi gelir, ona göre davranırım. Ahh ben de bu çocugu rüyamda gördüm.
Görmez olaydım. Şimdi 7/24 beraber oldugum koloni halinde dolaştıgımız o grubun bireylerden biri. Toplucak hayal kurulurken ben sadece onun yüzüne bakıyorum.
Bazen ağzından kaçırıyor "Senle ben.." diye başlıyor "Yani hepbirlikte olsa ne güzel olur dimi?" diye bitiriyor.
Sonra da bakıyor.
Gözümün içine içine.
"Evet hep birlikte ne de hoş olur" diye cevaplıyorum.
Bazen sabah ilk onun yüzünü görüyorum. O beni deli eden yüzü. O incelikten nasip almamış yapısı.
Bi insan bi insanın dans edişine aşık olabilir mi?
Bazen diyorum tamam vazgeçtim imkansız hani, hayatta cesaret edemez söylemeye. Ben zaten mal bi süreden sonra geri sinyal alamazsam vazgeçer giderim.

"Madem senin olamayacak neden sevdin bu öküzü madem hayvan?" diye sorarlar adama.
O adam bu oğlanın suratına bi kez baksın da alsın ağzının payını o zaman.

beklenti olarak yanlış, eylem olarak doğruyu ifade eder. birine aşık olunur, -ki hareket başlasın. sahip olunmaz. sahip olmak için aşık olan zihniyet, olayı alışveriş yapmak için para kazanmak gerektiği gerçeği ile karıştırıyordur. eşyayı çalmamalısın ama kalbini çalabilirsin.

Pazartesi, Kasım 09, 2009

O'na kötü bişey olsun istedim. Bana aşık olsun istedim.

Salonu işaret ettim. "Önce yatagından, sonra hayatından mı atıyosun beni?" dedi kedimsi şirin ama zavallı bakışlarla. "uyku keyiftir, sıkışıyorum ben çok kilo aldın sığamıyoruz artık buraya" dedim. "Yapma" demeye çalıştı, ağzını açtı "Y.." derken "bitti" dedim.
Kalktı. Tuvalete gidip ağlıcak sandım. Yanagımdan öptü "hoşçakal" dedi. Göt gibi ortada kalmam bi yana daha bilgisayarımın sarj aletini, evdeki tost makinasını bile tamir etmediğini hatırladım. 2sine de ayrı ayrı üzüldüm nitekim biliyordum ki ondan baska bunlarla ugrasacak insan yasamıyor buralarda.
Bunları düşünürken dış kapı çarptı hızlı bi şekilde. "ulan en azından peşinden gidip 'biten sensiz uyumalarımdı be yavruuum' deyip gözyaşı dökseydim de sunları tamir edip gitseydi" dedim.
Geç kalmıştım.
Herkes "Malsın, bu çocuk kaçırılır mı?" diye çemkirdi. Umursamadım "alın sizin olsun madem beeee" dedim.
Sonra da uyuyakaldım.
Yine de pişman olmadım.


Ertesi gün aradı, "Gidiyorum" dedi. "Sensizken bu şehirde yaşayamam" demesini bekledim. "Ada aradı, dönmem belki veda etmek istiyorum" dedi. "İyi" dedim.
Geldi.
Sarkı göndermece diye tanımlanan salak bi oyun oynadık. Karşıdan bana bok bok şarkılar çaldı. Ben de ona cevaben Sertaç Ortaç şarkılarını çaldım.
"Yavaş yavaş kabul edelim senin ilacın benim" derken gözlerinin içine baktım. Eskiden bi çizgi filmde gözlerde parlayan bi ışık efekti vardı. Gözlerinde onu gördüm. Sadece deniyordum görecek miyim diye, o bunu bilmiyordu.
Bildirtmedim.
Son gecesiydi.
Son gece diye yanımda uyumasına izin verdim. Çok şey bekledi o masum uykucuktan. "Yastık sohbetlerinde ayartırım tekrar" diye düşünmediyse gebereyim.
Ayartamadı.
Ama ben de gece uyumadım.
"Gitme dersen 'biz'im için kalırım" dedi. "Gitmesen hoş olur aslında" bakışlarımla bakıp "git" dedim. Amacım kafasını allak bullak etmekti.
Kafası allak bullak oldu.
Sonra saat 7 oldu.
Üstünü değiştirirken tuvaletin aynasında gözüme küçük damlalar montettim. Ayakkabılarını giyerken tüm acıklı yüz ifademle küçücük bi köpek yavrusuymuşum gibi bakmayı ihmal etmedim.
Gözlerine bakmadım zira bakarsam tüm rollerimi kaybedip gülmeye baslayabilirdim. "Gidiyosun ha?" dedim. Alnımdan öptü. Kendimi Meltem Cumbul gibi hissettim. Hoşlanmışım gibi yaptım, arkasını döndüğünde anlımı sildim. Arkada bi fon müziğimiz eksikti. Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde tarzında bişeyler olmasını tercih ederdim. Kafamı duvara dayadım bida acıklı baktım, bida bida bida.
Ama o asansöre binip gitti.
Bida göt gibi kaldık köpek yavrusu yüzüm, timsah gözyaşlarım ve ben.
Yolda mesaj attı "Kal demeliydin yazık oldu bize hem şimdiden özledim" diye. "Biz diye bişey yok" diye cevapladım.
Akşamüzeri buzdolabıyla bogusurken kapı çaldı. Karşımda elinde 2 bavulllu bi adam suratıma bakıyordu pelüt pelüt.
Adapazarından geri dönmüş.
Bize yazık etmek istememiş. Bağırdım en sonunda "ne 'biz'i ya?" diye.
Üzüldü.
Bu sefer köpek yavrusu surat ondaydı.
Tuvalete gitti sonra, gelip yanağımdan öpüp "hoşçakal" demediğine göre ağladı sanırım.

Çarşamba, Kasım 04, 2009

Kıskançlık, bi aşkın komasında.

Eski sevgili adını verdiğimiz oluşumun -oluşum diyorum dikkat ederseniz, belli bir süreçten geçmiş ve sonucunda eskimiş olan yaşanmışlıklardan ötürü- radar mekanizması vardır. Bu radar sizin mutluluk durumunuza göre çalışır ve minimum/maksimum kriterlerine göre aktive olur. Ortası yoktur.
Çok mu mutlusunuz?
Eski sevgili gelir bulur sizi, aklınızı karıştırır. Çok mutsuz olduğunuzda hortlayan da yine odur. Belki omzuna yaslanıp ağlamak isteyesiniz, belki geri sarasınız diye. Yoksa ortalama ruh hallerinin hakimiyeti altında aramış etmiş eski sevgiliye rastlamadım ben.
Yani çok hızlı gitmemek lazım gelir mutlulukta da mutsuzlukta da. aksi halde radara yakalanmak kaçınılmazdır. Gerçi paniğe gerek yoktur. Cezanızı layıkıyla öderseniz kurtulursunuz. Oh.


Eski defterler kapanır gider. Ama biri "eski sevgilim" diye tanımlanıyorsa hala, o eski sevgili akıldan çıkamamıştır. Çıkmıştır belki ama ya göz hapsindedir ya bilinçaltındadır, rüyalardadır. Çoğununki hala msninde eklidir, bi zaman arayla bazen sık sık iletileri kontrol edilir. Facebook relationship olayının ne kadar sıklıkla kontrol edildiğinden söz etmiyorum bile. Ha varsa o zımbırtının altına senin isminden başka bir isim, hemen sağ tıkla/yeni sekmede aç komutuna katlet/öldür/boğ/küfret gibi alt elemanların eklenmesi de dilenir.
Olmadık zamanda, olmadık bi durumu hatırlarsın, "özledim galiba lan" dersin. Ama telekominikasyonik yollardan onun yeni ilgi alanını görüp tüm özlemik temelleri unutup köklü bir küfür edersin.
Yani "eski sevgili"ne değil, "onun yeni sevgilisi olması" durumuna.
"Acaba.." diye başlayan cümleler insanın kafasını kemirir. Kemirmeyenler fabrikasyon hatası oldugu düşünülüp toplatılır.
Acaba bana söylediği cümleleri o kaltağa da söylüyor mu?
Acaba o da hasta oldugunda etrafında fır dönüyo mu?
Acaba bana almadıgı o sarı kazağı o kıza aldı mı?
Acaba ona da bana kullandıgı hitaplarla mı sesleniyor?
Acaba seviştiler mi?
O tüm gamzelerini gözün içine soka soka takıntıgı sevimli gülücüklerini kıza karşı kullanıyo mudur?
Acaba telefon numarasını ezbere biliyo mudur?
Benim arada kötü davrandıgım oluyodu, bu kız da kötü davranıyo mudur?
Acaba kız bunu uyurken izliyo mudur?
Acaba o şapşal en yakın arkadaşlarıyla tanıştırmış mıdır? Kız kendini sevdirebilmiş midir? Benden hazetmezlerdi, acaba "yaaaa iyi ki Jana'dan vazgeçmişsin dengesizin tekiydi bak buna süper kız abi yaaa" diyolar mıdır?
..
Bir milyon soru kafanda oluşur sen sadece onlara göz atıp çekene kadar. Ne kadar mükemmel hissedersen hisset bu tip durumlarda öz güvenin yerin dibine yapışır. Yapışır.
Benim de yapıştı.
15oo yılımı harcadıgım gerizekalı ESKİ SEVGİLİMin msninde

"Şarkı bitmesin, Güzin gitmesin"
iletisini görünce.
2sini de kuşbaşı parçalar haline getirmek istiyorum.
2sini de birbirine bağlayıp, suratlarına tükürüp bir taş yardımıyla denizin dibini boylamalarını sağlamak istiyorum.
..
Acaba kendini feda edip önce kızı kurtarır mı?
Acaba o kurtulur, sadece kız ölürse, bana içten içe (yada dıştan dışa) küfreder mi?

Pazartesi, Ekim 26, 2009

Kaçak Marlboro

Resimler kesti,
Kopuk film şeritleri.
Duvara yapıştırdı, kapıyı kilitledi.
Sanki onca yıl başkası kullandı,
Vücut neyde varlık bulduysa işte o bedeni.
"Gidememek" bir delinin hoparlör sesi.
gidemedi.
döküldü yere apoletleri.
Bir katilin tatlılığı gibi en azami, en içe dönük, en dışa sönük, en acemi.
Yüzünde hep bir üzüntü. Bunda sanat arama.
Susmak, bir çeşit zina!
barınamazdı sesinde hiçbir nota
alınamazdı istenen şeyler hepsi orda.
5 dakika son istasyon,
başka durak yok
son bi tek dal sigara yaktı, artık gidiyor.
arta kalan tonca yükten bolca zaman
yaklaşırken vagonlar biran duraksadı zaman
ve o,
kaldırımda upuzun , kopkoyu bir sima.
buldu iki çift göz birbirine aldırışsız bakışlar arasında, kaldırım karşısında.

hiç bişey konuşmazlar -buna paradoks diyorlar- Sigarası tütmeye devam eder, bitene kadar.

Saçların sararmış,
yüzün yazılmış bir sonbahar serinliği, çizgisiz ve eğri.
Bunları duyunca gözyaşları eşliğinde bir adım uzaklaştı ve başını eğdi.
Gözlerini çamurlu bir paspasla sil,
hasta adam yaptı gayri gidilecek bi liste.
Bu kapanış temizliğinde çekildiğini gör bir denizin son kez ve beni izle.
Söylemedi sembolik şeyler, sembolik diye.
geçmişin koleksiyonlarında var diye.
evin bahçesinde var diye,
gece gündüz nöbet tuttu hem de kaç vardiye.
Bekledi gel al diye.
Kutusunda kaldı hediyen,
Uykusundan ayaklandı, uyandı bir gece;
Bir çakmak ve biraz benzin almak için eline
ve yazmak son kez kendine bi mektup senin elinden..
gel ruhumu çal
hüzün kesesi bedenim.
(Ama parmak izi bırakma)
hırsızıma minnet
bul onu, kaçak marlboro..
iç denizi yeşil gözlerin içimde anımasdığım el değmemiş bi mevsim, ılık bi iklim.
bir zamanlar tiryakisi olduğum o sözlerin herbirini tek tek içime giydim.
hangi kahpe o dudağını öptü de bilmem kaç defa dudağıyla rujunu silmiş.
hangi hırsız çaldı seni, ne parfümü?
hangi marka?
esansı kalıcı belli ki sinmiş.
yok dersen hayaletler gezerdi evin üstünden çalınca kapım heyheylenirdim.
görsem bir çift sokaklarda el ele gezen küfrederdim onlara,
özlerdim seni.
bir güvercin çırptı kanat boşlukta da yıllarca bir tek onu kendim besledim.
kalma çocukluktan sakat karabasan bile döndü bana ama sen dönmedin.
kapatırdı çığlığın herşeyi ilaç dikiş tanı merkezi,
gittim tanı herkesi.
kalabalıkta kaybolunca duyduğum uğultu, tanrı şahit bulduğum en güzel kadın sesi.
bedenler birbirine çarpınca çıkan seste gövde ve gölge düştü enseste.
bir adamın yanlızlığına dair her beste, çiçek çöllerinden bir çiçekten deste.
dedi "neyse"
yosun tutmuş hatıran, çürükleşmiş algoritma artık bitti
demedi "hoşçakal" son defa bile olsa geriye hiç bakmadan vagona bindi.

Cumartesi, Ekim 24, 2009

Kemik kardeşliği

"Kardeşlik bağı", saçma sapan bi filmin şeritleri gözünün önünde akıp gidiyorken "kız kardeşler" rolünü oynayan aktristlerin yerine kardeşini ve kendini koyup göz yaşı dökebilmektir.
Hatta en dramatize edilmiş durumlarda dahi gözünden akamayan o salak 2-3 damlayı o "can parçaları"nı düşünerek akıtabilmektir.
Hiç kız kardeşi olmayanlara içten içten hep acımışımdır. Bende 2 tane dalyan gibi versyonlarının bulundugunu bilmek sanırım bana huzurun ötesinde bişeyler veriyor.

Uzakta olsalar da hep en yakınınızda olan yarınız. önce giysi dolabınızı paylaşır, hırsızlar ve kaçırır, öderim der ödemez bir ırkın temsilcileri. Bir de yavrular bunlar, yeğen sahibi olursunuz. Pahalı bir iştir kız kardeş sahibi olmak. "Bırakın o size sahip olsun!" :)